“God, it’s killing me” ve 3 farklı ‘kaybeden’ konuşması
Posted on : 14-09-2009 | By : uhus | In : spor
5
2009 Avustralya Açık’tan hatırladığın ne diye soran olsa bu cümle derdim: “God, it’s killing me…” Bir türlü Sampras’ın 14 Grand Slam şampiyonluğunu egale edemeyen Roger Federer, favori olduğu zeminde bir kez daha 14′ü yakalaması engelleniyordu, ve aynı kişi tarafından. 5 setlik “thriller” sonunda sinirleri boşalıp tüm dünya önünde ağlamaya başlayan Federer “Maybe I’ll try later. God, it’s killing me” demiş, ve bir kaç dakika sonra kendine geldiğinde Nadal’a dönüp “You deserved it. You played a fantastic final” diyerek rakibini tebrik etmişti. 2009′un ilk Grand Slam finalinde yapılan bu ‘kaybeden konuşması’ benim için unutulmaz üç ‘kaybeden konuşması’nın ilki oluyordu. Federer’in Avustralya Açık finalinde yaşadığı “nervous breakdown”u bir çok kişi “kralın çöküşü” olarak yorumlamış, Federer’in bir daha Grand Slam kazanamayacağını öngörmüşlerdi. Otoriteler daha fazla yanılamazlardı. Federer, şansın (Nadal’ın hem dizlerinde sıkıntı yaşamaya başlaması hem de ailevi sorunlarından dolayı psikolojik olarak çökmesinden sonra) ve çalışmasının neticesinde daha önce sahip olamadığı bir kupayı kazanarak Pete Sampras’ın 14′ünü yakaladı: bugüne kadar elde edilmiş olan en etkileyici “kupalar koleksiyonuna” Coupe des Mousquetaires katılıyor, Roland Garros şampiyonluğu ile Fedex Career Grand Slam yapıyordu. Bu sefer sevinç gözyaşları vardı fakat akılda kalan onun zafer konuşması değil, rakibi Soderling’in sevimli ‘kaybeden konuşması’ydı: o güne kadar 9 defa karşılaştıkları ve 9′unda da kaybettiği Federer için İsveçli “My coach and I were joking that I could win this match because no one can beat me 10 times in a row” diyordu ve tüm kort onunla beraber gülüyordu. Ardından 14′ün kırılma anı gelmişti, ve tabii 15 için dünyanın en prestijli şampiyonasından daha uygun bir yer olamazdı: Wimbledon’un kralı Wimbledon’da tarihe geçmeliydi, ve öyle oldu. Andy Roddick’i tarihin en uzun maçlarından birinde yenen Federer “maça geç gelmesi ile ve maç esnasında durmadan esnemesi ile ilgisizliğini ifade etmeye çalışan” Pete Sampras’ın önünde (ve gözüne soka soka) onun 14′ünü tarihe gömüyordu. Gene sevinç gözyaşları, gurur, fakat gene ‘kaybedenin konuşması’ akılda kalıyordu: “Sorry Pete, I tried to hold him off” diye Roddick rakibi karşısındaki çaresizliğini dile getiriyordu. Bu gece (14 Eylül 2009) ‘majesteleri’ Roger Federer erkekler rekorunu bir adım daha ileriye taşımak, Steffi Graf’ın akıl almaz 22’sine bir basamak daha yaklaşmak için Amerika Açık’ın finaline çıkıyor. Bir gece önce, yarı finalde hak ettiği ayakta alkışlanma ve zafer sevinci Serena Williams tarafından elinden çalınan Kim Clijsters kızı önünde zafer gözyaşları ile şampiyon oluyor, modern çağın en güzel masallarından birine imza atıyordu. Bu gece sıra Federer’de, yeni doğmuş ikiz kızları önünde “ölümsüzlüğüne” yeni bir boyut katmak için Juan Martin Del Potro ile karşılaşacak. Benim maç boyunca içeceklerim ve atıştıracaklarım hazır. Umarım Del Potro’nun da güzel ve akılda kalacak bir konuşması hazırdır.

Çok da duygusuz bir şekilde peki ya Sırbistan maçı diye sorayım…
umarım kaybederiz ve “yenilebilir” olduğumuzu ve zayıflıklarımızın olduğunu hatırlarız. yoksa takım çok “havaya girdi” (iyi ve kötü anlamda da). telafisi olmayacak bir noktada kaybetmektense şimdi kaydebelim. sence?
bugün ben de aynısını düşünüyordum. dedim ki takım tek mağlubiyetini elendiği maçta alırsa ne kötü olur. ama sonra da dedim ki, eğer ilk maçlarda yenilmiş olsaydık bu kadar umudumuz olmazdı. bilmiyorum
acaba Federer’in Del Porto’ya kaybetmesi benim blogger’lığım için “yol yakınken bırak” uyarısı mı? sinirden uykum kaçtı
Bence del Potro’nun konusma hazirlamadigini gosterir baska birsey degil.