Posted on : 11-12-2009 | By : alpay | In : Blog
0
Bugün twitter’da birisine cevap vermek için google’da dolanırken bir Çin’linin Şangay’da yaşamakla ilgili deneyimlerini paylaştığı sitesine düştüm. Benimki gibi idare edecek ingilizce’siyle Şangay’da ve Çin’de yaşamakla ilgili yazılar yazmış. Benim okuduğum yazı örneğin bir sabah kalkıp işe gitmek için hangi yollardan geçtiği ile ilgili. Oldukça enteresan geldi, bambaşka bir kültürün yaşamına şöyle bir göz atmak.
Sonra blogu karıştırırken yayınladığı istatistikleri gördüm. Ayda bir milyon hit gibi bir rakamdan söz ediyordu. Biraz şaşırdım. Benim iki zavallı bloguma toplamda ayda 500 hit geliyor. Bunların coğunluğu da tahminimce aynı kişiler. Neyse, sonradan farkettim ki bu arkadaş aklına ne geldiyse yazmış. Arabası ile ilgili belki yirmi tane yazısı var. Plakasını nasıl aldığından hangi yola çıkmaya izni olup olmadığına kadar. Tabi bizim açımızdan eğlenceli ve değişik ama onun gözünden bakınca bu yazdıkları biraz sıkıcı geliyor olabilir. Ben mesela böyle şeyler yazmaktan çekinirim. Ne de olsa herkes biliyor Ankara’daki sabah trafiğini.
Fakat bu konudaki önemli nokta hedef kitle sanırım. Yani ben unofficialmac.com’da yazarken genelde teknolojiden, çözdüğüm ya da karşılaştığım problemlerden falan bahsediyorum. Çünkü hedef kitlem o insanlar. Ama durumbu’da böyle şeylerden bahsetmek biraz abesle iştigal olur.
Tabi genel olarak ne yazdığıma bakarsam da, kime sinirleniyorsam, ya da bana ilgi çekici gelen şeylerden bahsediyorum. Sinirlendiğim şeyleri yazmamın sebebi belki birileri okur da düzelir umudu ile. Diğerleri de paylaşmak amaçlı. Blogların hedef kitle ve temalarını belirlemeler ile ilgili bir tutorial vardı. O zaman düşünmüştüm ne olması gerektiğini. Ama durumbu para kazanmak için kurulmuş bir yer değil. Maksat muhabbet olsun. unofficialmac.com da ise durum daha değişik olmalı. Orasının zaten buradan daha çok hit alıyor olmasının sebebi de bu. Çalışmalarım o konuda devam edecek.
Posted on : 14-09-2009 | By : alpay | In : Blog
0
Hepimiz benzer hayatlar yaşıyoruz. Yemek yiyoruz, uyuyoruz, çalışıyoruz, okula gidiyoruz. Başımızdan birbirine benzer birçok şey geçiyor. Bunları herkes çok iyi biliyor zaten. Bir de birbirine benzeyen, ama aslında aynı olmayan şeyler var yaşadığımız. Herkes belki bir kez yaşıyor, ya da farketmeden geçip gidiyor. Bu farklılıkları görmek ve anlatabilmek aslında ilginç olmak demek.
Geçtiğimiz hafta işimden ayrıldım. 5 seneyi aşkın süredir çalıştığım, neredeyse her gün ofise gittiğim işimden ayrıldım. Kararımı çok kısa sürede verdim. Hem doktora tezime daha çok vakit ayırmak, hem de kafa dinlemek için.
Tabii ki bu işsizlik durumundan bunalmamak için alternatif mecralara da açılmak amacındayım. Bunlardan biri her zaman bu blog oldu, ama hiç bir zaman elle tutulur birşeyler yazamadım. Bu yüzden bugün kendime bir hedef koyuyorum:
durumbu.com’a şu anda baktığımda son bir ayda 89 kişi gelmiş. Bu sayıyı 1 ay sonra başlayacak dönemde 1.000′e çıkarmak birinci hedefim. Açıkça söylemek gerekirse 15 Ekim-15 Kasım tarihleri arasında bu bloga 1.000 kişinin gelmesini sağlamaya çalışacağım. Sonra da daha da arttırmaya.
Umut da benimle yazıyor olacak umarım. Aslında ilk yazısını da yazdı. Bakalım yenileri de gelecek mi?
Bakalım o farklı anı görebilecek ve anlatabilecek miyim?
Posted on : 30-08-2009 | By : alpay | In : Blog
0
Bilgisayarın başına geçip sayfalarca yazı yazabilenlere çok özeniyorum. Yazarlara, gazetecilere, başarılı blog’ları olanlara.
Kimbilir ben de günün birinde, birisi bana şunu yaz demeden de birşeyler yazabilecek hale gelebilirim. Aslında yapmak istediğim bu. Denize, bir göle, ya da nehire bakan bir çatı katı penceresinden, sabah serinliğinde, güneş henüz etrafı yakmaya başlamamışken, bilgisayarımı açıp, manzarayı ekranın arkasından görebileceğim şekilde bir “blog post”, bir kısa öykü, ya da bir roman yazmak istiyorum. Bunun için eksik olan o kadar çok şey var ki. Bir deniz, ya da bir göl, ya da bir nehir yok yakınlarda. Zaten iki katlı, bahçeli bir evim de yok. Bunun için zamanım da yok.
Ama bir bilgisayarım var. Ya da en azından bir bilgisayar alabilirim şimdi olmasa da. Yazmak için isteğim de var ama yeteneğim yok gibi gözüküyor. Varsa bile bunu ortaya çıkarabilecek kadar çalıştırmadım ellerimle beynimi.
Bu yazıya aslında blogumun ne kadar çirkin gözüktüğü ve aslında görünüşün önemli olmadığı, önemli olanın içerik olduğundan bahsederek başlamak istiyordum. Unutmuşum ki geçtiğimiz haftalardan birinde bloga güzel bir tema bulmuşum. Bu durumda “iç güzellik” hakkında yazacağım boş yazıya zaman harcamaktan kurtuldum. Onun yerine bu; “sevgili blog, bugün de seni yalnız bırakmayıp saçmalamak için birşeyler bulmaya söz veriyorum” konulu yazıyı yazdım.