Posted on : 03-12-2009 | By : alpay | In : gunluk
2
Son birkaç gündür sağda solda alışveriş yapıp yemek yerken başıma enteresan şeyler geldi. Bir kısmını burada paylaşmak isterim.
Öncelikle, ayıptır söylemesi bir iPhone almaya karar verdik. Özel istek üzerine, beyaz, 16gb bir iPhone 3GS için Ankara’nın alışveriş merkezlerindeki Turkcell Extra’ları dolaştık. Bunların hiçbirinde herhangi bir iPhone kalmamıştı. Sonra neden, yolumuz Armada’ya düştü. Burada sorduğumuz Turkcell Extra’da 4 tane iPhone vardı ama 3GS değil eski 3G’lerdendi. 3GS modeli olup olmadığını sorduğumuzda adam gibi “yok” diyeceklerine, yazılımsal bir sebeple 3GS’lerin toplandığı ve yenisinin verilmediği gibi salak bir yalan salladılar. “Yok canım” falan derken üsteleyip “size 3G verelim” diyerek de niyetlerini belli ettiler. Neyse efendim ben tabi bunları Turkcell’e şikayet ettim. Sonucu ne olur bilemem ama en azından bir daha yalan söylerken tekrar düşünürler.
Bu arada enteresan şekilde, herhalde büyük mağazalardaki yoğunluktan dolayı Turkcell Extra’lara gidip birşey sorduğunuzda sanki gözlükçüye gözlük vidanızı sıktırmak istiyormuşçasına tepkiler alıyorsunuz. Gözlük takanlar bilirler. Her gözlükçü vidaları sıkar. Sonra da para almaz. İnsan da ezildiği ile kalır. Burada da iPhone alacağız kardeşim, birşey rica etmiyoruz ki. Yoksa yok, adam gibi söyle.
Sonra telefonu bulduk tabi, şehirdeki diğer telefoncularda var. Beyaz yok ama, siyahı var. Nedense beyaz kalmamış hiçbir yerde. Millet sıkılmış normalinden almış herhalde. Buna kılıf bulmak için Panora’ya gittik. Orada da yemek yemeye karar verdik. Panora’da benim çok sevdiğim “Fisho” diye bir balıkçı var. MyFish’e çok benziyor. Güzel de balık çorbası yapıyor. Fakat ne hikmetse fiyatlarını öyle arttırmış ki, değme balık lokantası kadar. Tabii bir daha gitmeyeceğiz oraya da. McDonalds BigMac’i 9 liraya satarken yanda Hamsi Tava’ya 12.5 TL (menüsü de 13.5 TL ne saçma değil mi?) hayatta verilmez.
Böyle işte. böyleyken böyle…
Posted on : 31-10-2009 | By : alpay | In : gunluk
0
Bugün posta kutusunda Garanti Bankası kredi kartımın ekstresini buldum. Daha önce e-mail olarak da yolladıkları ekstreyi görünce yine sinirlerim hopladı. Garanti Bankası ile ailem ve çalıştığım şirket üzerinden bir bağım var ve yaklaşık 10 senedir (10 sene önce üniversiteye yeni başladığımı göz önüne alırsak uzunca sayılabilecek) bir ilişkim var.
Garanti Bankası ile çalışırken hep hizmetlerinden, çalışma biçiminden memnun kaldım. Çalıştığım diğer bankalara göre daha esnek, daha aktif bir halleri var. Fakat bu son zamanlarda esneklikten çıkıp burnu büyüklük haline gelmiş. Hepimizin mağdur olduğu şu kart aidatları konusunda, neredeyse hiç kullanmadığım iki bankanın kredi kart aidatlarını iade etmesi üzerine Garanti’ye de bu talebimi ilettim. Karşılık olarak Garanti bana böyle bir çalışmalarının olmadığını ama belli bir miktar ödeme sözü verirsem iade yapabileceklerini söylediler.
İşin ilginci, bankaya ait diğer kartımızla ayda istedikleri miktarın 5 katını harcamam ve bahsi geçen kredi kartıyla da zaten otomatik ödeme üzerinden istedikleri miktarın neredeyse dörtte üçünü zaten ödüyor olmamdı. Bu saçma hareketleri karşısında şu anda rahatça çalışabileceğim, ihtiyacım olduğunda benimle ilgilenebilecek bir banka arıyorum. Garanti kredi kartımdaki otomatik ödeme talimatlarımı kapattım ve başka bir bankaya taşıdım. Yakın zamanda kredi kartımı da kapatıp, üç kuruş paramı alıp başka bir bankaya taşınacağım.
Aynı durum Turkcell ve Digitürk için de geçerli. Bu iki firma da yeni müşteri peşinde koşmaktan varolan müşterilerine gavur muamelesi yapıyor. Turkcell iPhone kampanyasıyla gönlümü kazanmış olsa da Digitürk her an ipin ucunda olan diğer bir firma benim açımdan.
Anlamadığım, bize firmaların müşterilerine sahip çıkmaları gerektiği, varolan müşterilerin en kolay yeni satış yapabilecekleri kişiler olduğu öğretilmişti zamanında. Bunları Garanti, Turkcell ve Digitürk bilmiyor olamaz. O zaman ya biz adam değiliz, ya da paramız para değil. Merak ediyorum.
Posted on : 13-10-2009 | By : alpay | In : gunluk
3
Bugün ayıptır söylemesi öğle yemeğinde CEPA’daki “Köşebaşı Ekspres”ten lahmacun yiyelim dedik. CEPA’daki bin türlü abur cubur yemeğin yanında özümüze dönüp lahmacun yiyor olmamızın tek sebebi daha önce de yemiş ve beğenmiş olmamız. Fakat bu sefer aynı şey olmadı. Köşebaşı ne yapmış etmiş, lahmacun yapmayı bile becerememiş hale gelmiş. Herhalde üzerindeki kıyma miktarını mı azaltmışlar, başka birşeyi mi çıkarmışlar bilemiyorum ama lahmacunlarda gözle bile ayırdedilebilecek bir farklılık vardı.
Aslında mesele lahmacun değil de, güzel birşeyin ekonomik sebeplerle daha ucuz ve çoğunlukla daha kötü hale getirilmesi sonucunda elde edilen net değerin de azalıyor olması. Ben şimdi uzuuuun bir süre (belki de bir daha hiç) oradan birşey yemeyeceğim. Daha önce arkadaşlarıma, tanıdıklarıma yaptığım tavsiyeleri de tekrarlamayacağım. Bunun üzerine, bugün benden kazanılan belki 50 kuruş birçok işin kaybedilmesi anlamına gelecek. Buna iktisatta ne deniyor bilmiyorum tabi ama ben “salaklık” olarak niteleyeceğim.
Aynı şey seneler önce eşimin bana aldığı Nike ayakkabı için de geçerli. Daha henüz birkaç günlükken dikişlerinden patlaması ve ardından Nike’la yaptığımız anlamsız konuşmalar sonucu bir daha Nike ayakkabı almamaya ve aldırmamaya karar vermiştim. Bugün o ayakkabıyı bir ayakkabıcıda diktirmek maksadıyla yaptırdığımda farkettim ki bu iş en çok Adidas’a yaramış. Üstelik yaş 30′a geliyor, halısaha dışında top oynadığımız da yok. Benim patlayan ayakkabımın kullanıcı hatası olduğu öne sürülerek değiştirilmemesi aynı şekilde Nike’a da umduğundan daha fazla zarar vermiş olabilir.
Her ne ise, böyle bir memnuniyetsizlik var üzerimde.
Posted on : 25-06-2009 | By : alpay | In : gunluk
0
Birkaç gün önce, zamanında birlikte çalıştığımız bir arkadaş Linkedin’de recommendation yazmamı istedi. Ben de düzgün birşeyler yazabilmek için bu işi biraz geciktirdim. Farkettim ki, bu recommendation işi aynı yıllık yazısı yazmaya benziyor. Birşeyler yazıp çizerken içimde oluşan maksimum anlamı minimum kelime ile ifade etme isteği bu tip yazılar yazarken çok zorlanmama sebep oluyor. Biribirini tekrarlayan, bir konunun etrafında dönüp dolaşan kelimeler ve cümleler israfmış gibi geliyor bazen.
Blog’a yazarken, ya da ne bilim twitter, friendfeed yayınlarında çoğu zaman vakit bulamamaktan anlamsız, özensiz şeyler yazmama sebep olsa da bu çaba; profesyonel olarak baktığımda sade sunumlar, kısa ve anlaşılır raporlar oluşturmama sebep oluyor. Bu açıdan sevinçliyim. Üstelik linkedin recommendation’ını da bitirdim. bağlanabildiğimde, hemen upload edip karşılığında bir recommendation isteyeceğim.